UserID= 0


Bu alana erişim yetkiniz yoktur!

Bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele için dört kritik müdahale

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder “Türkiye eğer bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele etmek istiyorsa, Dünya Sağlık Örgütü'ne göre; dört tane müdahaleyi iyi yapmalı. Bunlar; sigara, sağlıklı beslenme, tuzun ve trans yağın azaltılması ile fiziksel aktivitenin artırılmasıdır” dedi

Elazığ’da Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) işbirliğiyle Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrolü, Endüstriyel Trans Yağların Eliminasyonu, Sürdürülebilir Kalkınma için Gıda Güvenliği ve Risk Yönetimi Sempozyumu düzenlendi.

FAO Türkiye Temsilcisi Viorel Gutu, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilcisi Pavel Ursu, BM Türkiye Mukim Koordinatörü Alvaro Rodriguez, TBMM, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkan Vekili Müşerref Pervin Tuba Durgut, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Mehmet Hadi Tunç, Elazığ Valisi Çetin Oktay Kaldırım ile çok sayıda akademisyenin katıldığı sempozyumda bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklı ölümlerin önlenmesi, güvenli gıdaya ulaşma ve trans yağlar konusu masaya yatırıldı.

 

Dört kritik başlık: Sigara, sağlıklı beslenme, tuz ve trans yağlar

Dünyada en çok ölüme sebep olan hastalıklar, bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanıyor. Yaşam süresinin uzamasına bağlı olarak tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 70’i (40 milyon kişi) bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanırken; Türkiye’de ise bu oran yüzde 88 civarında. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder, "Sigara kullanımını azaltan, gıda etiketlerinde trafik ışıkları kullanan (yeşilse sağlıklı, kırmızı ise sağlıksız), trans yağı sıfırlayan ve tuzu azaltan ülkelerde, 70 yaşından önce bulaşıcı olmayan herhangi bir hastalıktan ölüm oranları yüzde 10'lar civarına düşmüştür. Türkiye eğer bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele etmek istiyorsa, Dünya Sağlık Örgütü'ne göre; dört tane müdahaleyi iyi yapmalı. Bunlar; sigara, sağlıklı beslenme, tuzun ve trans yağın azaltılması ile fiziksel aktivitenin artırılmasıdır" açıklamasında bulundu.

 “820 milyondan fazla kişi açlıkla mücadele ederken, şişmanlık giderek artıyor”

FAO Türkiye Temsilcisi Viorel Gutu, dünyada yetersiz beslenen insan sayısında artış olduğunu, 820 milyondan fazla kişinin açlıkla mücadele ettiğini öte yandan okul çağındaki çocuklarda ve yetişkinlerde tüm bölgede şişmanlık ve obezitenin artmaya devam ettiğini söyledi.

"Çabalarımızı daha fazla gıda üretmeye değil; daha sağlıklı gıda üretmeye yoğunlaştırmalıyız"

Gutu, “İnsanlar mevsimsel ve bitki temelli beslenmeden uzaklaşıp, yoğun enerji, rafine nişasta, şeker, yağ, tuz içeriği yüksek işlenmiş gıdalara yöneliyor. Bu bize gösteriyor ki; bugünün gıda sistemleri, herkes için gıda güvencesini ve sağlıklı beslenmeyi temin edemiyor. Çalışmalara göre; sağlıksız beslenme dünya genelinde bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin önde gelen sebeplerinden biridir. Dünya genelinde ölümlerin 5’te birinden sorumlu olan sağlıksız beslenme alışkanlıkları yıllık 2 trilyon dolar ile ulusal gelir bütçelerine de dokunmaktadır. Artık çabalarımızı daha fazla gıda üretmeye değil; daha sağlıklı gıda üretmeye yoğunlaştırmalıyız” dedi.

 “Günde 400 gram sebze ve meyve hastalıklardan koruyor “

Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilcisi Pavel Ursu ise “Sağlıksız diyet ve fiziksel aktivite yetersizliği hepimizin hayatını etkileyen önemli bir faktör. Sağlıklı beslenme bizi diyabet, hipertansiyon, inme ve kanser gibi bulaşıcı olmayan hastalıklardan korur. Sağlıklı beslenme hayatın ilk günlerinden başlar, bu süreçte anne sütü çok önemlidir. Anne sütünün ilk günlerden itibaren verilmesi, sağlıklı gelişim için bir temel oluşturmakla birlikte obezite ve kronik hastalıkların gelişme riskini de azaltmaktadır. Sağlıklı beslenme aslında kolay takip edilebilir, bu süreçte geleneklerimize bakmalıyız. Sağlıklı sebze ve meyveler sağlıklı beslenmenin temelini oluşturur, bu yüzden kişi günde 400 gram sebze ve meyve tüketmelidir. Enerji alımı enerjinin ne kadar harcandığıyla dengeli olarak hesaplanmalıdır, bu yüzden insanlar çok kilolu ya da obez olabiliyor. Fazla kilolardan kaçınmak için alınan toplam enerji miktarı 30 gramdan fazla olmamalı. Şeker, toplam enerji miktarının yüzde 10’undan az olmalıdır. Tuz alımının yüzde 5’ten az olması, yetişkinlerde hipertansiyonun, kalp hastalıklarının ve inmenin azaltılmasına yardımcı olur.”

Dünya Sağlık Örgütü olarak Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü ile beraber 2016-2025 yılı Sağlıklı Beslenme Aksiyonu’nda beraber çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Ursu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülke bu konuda adanmışlık sergiliyor, malnütrisyon tanısındaki hastalık yükünü azaltmaya yönelik bir eylem bağlantısı oluşturmaya çalışıyoruz.”

“20’li 30’lu yaşlarda kalp krizi görülme oranları arttı”

Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kutbeddin Demirdağ, “Endüstriyle birlikte gıdaların daha albenili olması ve tat değişiklikleri yapılarak insanların iştahlarının artırılması, buna bağlı olarak oluşan metabolik hastalıklar ve kanser gibi hastalıklar yüzünden ölümlerin arttığını biliyoruz. Şehirleşme beraberinde hareketsiz yaşam tarzını getirdi. Özellikle elektronik devrimle beraber gençler bilgisayar başından saatlerce kalkmıyor, cep telefonlarıyla meşgul oluyorlar, bu da hareketsiz bir yaşamı beraberinde getiriyor. 20’li ve 30’lu yaşlarda kalp krizi görülme oranlarının arttığını görüyoruz" dedi.

Prof. Dr. Demirdağ, sözlerine şöyle devam etti: "Bir tarafta dünyada gıdaya ulaşamamanın getirdiği problemler bir taraftan da gıdaya aşırı ulaşımın getirdiği hastalıkların önemli bir sorun olduğunu görüyoruz. Obezite tedavilerinin artık medikal yöntemlerle değil; cerrahi yöntemlerle çözülmeye çalışılması da gelinen durumu izah ediyor. Yaşam tarzının hayatın her döneminde düzenlenmesi lazım, hepimiz bunun farkındayız ama uygulama kısmında problemlerimiz var. Uygulama kısmında topyekün mücadele etmemiz lazım. Fazla tüketimi önlememiz ve hareketsiz yaşam tarzını benimsememiz gerekiyor.”

Türkiye’deki erken ölümlerin yüzde 88’inin sebebi: bulaşıcı olmayan hastalıklar

Türkiye’deki tüm ölümlerin yüzde 88’inin bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklandığını belirten Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder, “70 yaşından önce kanser, diyabet, felç, akciğer hastalıkları gibi kronik hastalıklardan kaynaklanan bir ölüm olursa buna erken ölüm diyoruz. Kanada ve İtalya gibi G20 ülkelerinde bu oran yüzde 9 ila 11 arasında iken, Türkiye’de ise yüzde 17 civarında. Bu yüzden de Türkiye’nin bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadeleye önem vermesi lazım. Bulaşıcı olmayan hastalıklar kategorisine tüm kronik hastalıklar girse de biz özellikle beş tanesinden bahsediyoruz. Kanser, kalp-damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları, diyabet ve ruhsal hastalıklar. Bunlara sebep olan temelde beş faktör var; Sigara, alkol, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik ve hava kirliliği" diye konuştu.

“Türkiye'de her iki erkekten biri sigara içiyor”

Türkiye’deki erken ölüme neden olan faktörlerin en başında sigara kullanımının geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ergüder, "Başka ülkelerde en fazla ölüm, kalp-damar hastalıklarından kaynaklanıyorken, Türkiye’de ise kanserden ölümler daha fazla. Türkiye’de her iki erkekten biri sigara içiyorken, kadınlarda sigara içme oranı yüzde 17. Erken ölümleri önlemek için öncelikle tütün kullanımıyla mücadele etmeliyiz" açıklamasında bulundu.

“2008'de 350 tütün ürünleri markası varken bu sayı 2019'da bin 300'e çıktı”

Türkiye’de sigaraların fiyatlarının diğer ülkelere oranla çok daha ucuz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergüder, "Dumansız hava sahası çok iyi uygulanmıyor, bununla ilgili birtakım önlemler gerekli. Öte yandan endüstri, elektronik sigaraları Türkiye’ye sokmaya çalışıyor, nargile giderek yaygınlaşıyor. Mutlaka bunları da önlemek gerekli. Endüstri, kadınlara yönelik bazı ürünler piyasaya sürüyor. Örneğin 2008 yılında 350 değişik marka varken, şimdi bu sayı 1.300’e yaklaştı. Bunların çoğu kadınlara yönelik slim sigara denilen sigaralardır."

İkinci önemli konunun alkol kullanımı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ergüder, "Neyse ki Türkiye'de alkol kullanımı çok fazla değil. Diğer ülkelerle kıyasladığımızda en az alkol içen ülke Türkiye. Üçüncü problemimiz sağlıklı beslenme konusudur. Bir gıdanın sağlıklı olması için mutlaka güvenilir olması lazım. Örneğin; içinde yüksek oranda tuz bulunan ve trans yağ içeren bir ürün tükettiğinizde belki zehirlenmezsiniz ya da akut bir sorun meydana gelmez ama bunlar sağlıklı ürünler değillerdir. O yüzden Türkiye'nin yapması gereken en önemli şey; trafik ışıkları dediğimiz akıllı işaretleri gıdalara koyması gerekiyor. Dünyadaki pek çok ülke artık bu sisteme geçti. İnsanlar, ürünlerin arkasındaki küçük yazıları okuyamıyor, okunsalar da anlaşılmıyorlar. Birçok ülke, ürünlerin üzerine trafik ışığı benzeri işaret koydu. Mesela ürünün üzerinde yeşil renk varsa o sağlıklı gıdadır ama kırmızı ise sağlıksız gıdadır, bu şekilde çok kolay bir şekilde anlaşılabiliyor" dedi.

Türkiye'de 10-15 gram tuz tüketiyoruz

Bir diğer problemimizin ise aşırı tuz tüketimi olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Toker Ergüder, "Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği 5 gram tuz kullanımının hala çok üstündeyiz. Türkiye'de 10-15 grama yakın tuz tüketiyoruz. Bununla ilgili bazı kanuni düzenlemelere ihtiyacımız var. Ekmekte, salçada, bazı düzenlemeler yapıldı ama bunların kanuni düzenlemelerle desteklenmesi lazım. Aksi takdirde gönüllü işbirlikleri dünyanın hiçbir yerinde işe yaramıyor. Bu yüzden muhakkak kanuni düzeltme yapmak gerekiyor. Bir başka meselemiz trans yağlardır. Trans yağların mutlaka sıfırlanması lazım. Mevcut kanuna göre; eğer trans yağ 2 gramın üzerindeyse firmalar bunu beyan etmek zorunda ama üründeki yağ 15 gram da olabilir 20 gram da olabilir. Dünyada 20'ye yakın ülke trans yağı sıfıra düşürdü ve Türkiye'nin de bir an önce trans yağı sıfıra düşürüp, elimine etmesi lazım" şeklinde konuştu.

"Avrupa bölgesindeki 53 ülke arasında en az hareket eden biziz"

Fiziksel aktivite konusunda da sınıfta kaldığımızı hatırlatan Prof. Dr. Ergüder, "Avrupa bölgesinde 53 ülke var ve bu ülkeler arasında en az hareket eden biziz. Türkiye, Avrupa bölgesinde kadınlar arasında obezitenin en fazla görüldüğü ülke. Buna bağlı olarak da obezite Türkiye'de çok yüksek. Bu da şeker hastalığı gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların artmasına neden oluyor. Biz Dünya Sağlık Örgütü olarak ülkelere teknik destek veriyoruz ama diğer ülkelerin yaptığı iyi uygulama örneklerine de bakıyoruz. Türkiye eğer bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele etmek istiyorsa, bizim görüşümüze göre; dört tane müdahaleyi iyi yapabilirse yüzde 17 olan erken ölümlerin oranını düşürebilir. Bu müdahelelerden ilki; sigara, diğeri sağlıklı beslenme (akıllı etiketler), tuzun ve  trans yağın azaltılması, fiziksel aktivitenin artırılması." dedi.

 

Ana Sayfa
Türkiye Klinikleri TV
Türkiye Klinikleri TV